Depresyon çağımızın hastalığı olarak bilinmekte ve yetişkinlerin dörtte birinde görülen bu rahatsızlık ekonomik ve sosyal kayıplara neden olmaktadır. Amerika birleşik devletlerinde depresyonun yılda 10 milyar dolar iş ve medikal kayba neden olduğu hesaplanmıştır. Depresyondaki hastaların %30 ‘u bir psikiyatri servisinde minimum 20 gün tedavi almakta ve tedavi olan bireylerin %80 inin rahatsızlık tekrar etmektedir.
Depresyonu engelleme bir sağlık sorunundan öte sosyal bir sorundur. Çağımızda her ne kadar depresyondan sosyoekonomik nedenler sorumlu tutulsa da sanayileşen toplumlarda psikolojik sorunların arttığı da bir gerçektir.
Depresyonu engelleme konusunda psikiyatristlerin öngörüsü ise çocukluk çağından itibaren bireye sorumluk duygusunun kazandırılması , toplum içinde önem arz ettiğinin vurgulanması , başarı ve başarısızlığın doğal olağan olaylar olduğunun anlatılması ve kavratılması gerektiğidir.
Sosyalleşen insan birçok iletişim kanallarından ilişkilerini kurar, yalnızlaşma ise iç görü kaybına , başarısızlık duygusunun hakim olmasına ve korkuların artmasına neden olacaktır. Bu nedenle depresyonu engellemede belki de en önemli kavram sosyal insan olgusudur.
Ergenlik çağında çocukların anne ve babaları tarafından fazlaca denetim altında tutulması yada tam tersine umursanmaması gençlerde görülen depresyonun ve madde bağımlılığının en önemli nedenidir. Acaba madde bağımlılığımı depresyona yol açıyor yoksa depresyon mu madde bağımlılığına itiyor? Bu aslında paradoks bir sorusudur ve her iki sorununda cevabu depresyonu engelleme konusundaki uzmanlar tarafından değerlendirilmektedir.
Depresyonu engelleme konusunda ilköğretim çağında okullarda yapılacak çalışmalarda son derece önemlidir. Psikolojik danışmanlık hizmetlerinin okullarda arttırılması genç beyinlerin sağlıklı yönlendirilmesi açısından önemlidir.
Depresyonu oluşturan nedenlerin ortaya çıkarılması ve bunlarla kişinin mücadele etmeyi öğrenmesi de depresyonun önlenmesi konusunda vurgulanması gereken bir konudur. Bu nedenle kişilerin çocukluk çağı aile içi davranışlarının , rol modellerle kazandırılmış olması gerekmektedir.
Kadınlarda menapoz dönemlerinde depresyon yüksek oranda görülmektedir. Depresyona neden olan çoğunlukla hormonal değişimleridir. Bu dönemlerde kadın hastalıkları uzmanlarının kullandığı hormon takviyeleri ve özellikle de D vitamini takviyeleri depresyonun engellenmesine katkı sağlamaktadır. D vitamini eksikliklerinin depreyonu ve depresif duyguları tetiklediği bilinmektedir.
Erkekler günümüz toplumunda daha sosyal oldukları için depresyon erkeklerde daha az görünmektedir. Erkeklerde sıklıkla depreyon nedeni olarak sosyoekonomik hadiseleri görmekteyiz. Evli ve mutlu bir ev hayatı olan erkek ve kadınlarda depresyon sıklığı, bekar olanlara göre oldukça azdır. Çocuklu ailelerde çocuksuz ailelere göre daha sık depresyon görülmektedir.
Bu durumda depresyon çok nedenli bir hastalık olarak karşımıza çıkmakta ve depresyonun egellenebilmesi için çocukluk çağından yaşlılığa kadar uzanan bir üsrecin iyi bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir.