Sülüklerin tıpta kullanımları 2500 yıl önceye dayanmaktadır. Sülüklerin salgılarının antikoagülan – pıhtılaşmayı önleyici – etkileri insanlar tarafından keşfedilmiş ve günümüzde de modern tıp tarafından belirli prosedürlerde kullanılmaktadırlar. Sülükler atardamar ve toplardamar hastalıklarında , ameliyat sonrası doku iyileşmesinin hızlandırılmasında, felçlerde, epilepsi tedavisinde, eklem romatizması tedavisinde , glokoma bağlı körlüklerde, Greft ve flep uygulaması sonrasında ve birçok dolaşımsal patolojide kullanılır.
Sülüklerin salgısı kanda pıhtılaşma elemanları olan trombositlerin aktivtelerini bloke ederek etki gösterir. Özellikle felçlere neden olan damar tıkanıklıkları ve ameliyat sonrası doku iyileşmesi ve damarlanmanın – anjiogenezis- tekrar sağlanmasında bu salgılar etkilidir.
Sülükler kol ve bacaklara, alın, boyun , ense , sırt ve şakaklara uygulanabilir. Sülük tedavisinde en dikkat edilecek konu aynı sülüğün birden fazla kişide kullanılmamasıdır. Ayrıca sülük tedavisi sonrasında antibiyotik profilaksisi verilmesi oluşacak enfeksiyöz komplikasyonları önlemede önemlidir. Ameliyatlar sonrasında yara yerine bırakılan sülükler dolaşımı bozulmuş olan dokunun tamir sürecini hızlandırır ve yara iyileşmesini hızlandırır. Özellikle diyabetik kişilerde yara iyileşmesi gecikir ve yara yerinin sürekli pansumanı ve ölü dokuların debritmanı gerekir. Sülük yara bakımını kolaylaştırır. Ancak diyabet hastalarında kan şekerinin kontrol altında olması ve özellikle bacaklarda his kaybının bulunmamasına dikkat edilmelidir.
Sülük tedavisi emziren ve hamile annelerde , kan şekeri regülasyonu tam olmayan diyabet hastalarında ve kanama bozukluğu olanlarda kesinlikle kullanılmamalıdır. Ayrıca kalp kapağı gibi operasyon geçirip varfarin – kumadin – gibi pıhtılaşma önleyici ilaç kullananlarda PT , aPTT ve INR değerleri doktor tarafından değerlendirilmeden ve tıbbi sülük tedavisi önerilmeden kullanılmamalıdır.
Sülük tedavisi doğru ve kontrollü kullanıldığında ciltte oluşturduğu alerjik reaksiyonlar dışında fazlaca bir yan etkisi yoktur. Tedavi seansları 50 – 60 dakika ile sınırlandırılmalıdır.